8 Haziran 2013 Cumartesi

Hikayenin ortası...

"Günaydıııın" diyerek gürültüyle daldı odaya. oflarak karşılık verdim. "Hadi hadi nazlanmak yok bak saat öğlen oldu,kalk gidiyoruz." dedi burnuma minicik bi öpücük kondurup, üstümdeki örtüyü çekti hızla. Tekrar üstüme çektim örtüyü: "Ya bi saniye uyanmama izin yok mu?" diye mızmızlanırken ben o çoktan camı açıp ötüşen kuşları odaya doldurmuştu bile. Gülerek tekrar çekti üstümden  örtüyü ve bu sefer yanında götürdü. "Nereye gidiyoruz?" dedim. Cevap vermeden eliyle "hadi hadi kalk" işareti yaptı. Pes etmiştim, doğrulup kalkttım yataktan. Odadan kafasını uzatıp, havaya bi öpücük daha bıraktıktan sonra ıslık çala çala içeri gitti. Peşinden seslendim : "Bu ne enerji böyle, aşık mı oldun bakim?" İçerden seslendi: "Evet, sabah uyandığımda kalbimi esir almıştı uykucunun teki." Mahçup kız çocuğu gibi utandım biran. Sonra kalktım yataktan usulca. "Nereye gidiyoruz peki böyle apar topar, ohoo öğlen dediğin saat 9 muydu? E aşk olsun ama biraz daha uyuyabilirmişim."dedim. O esnada çantasını toparlamış halde yanıma geldi. "Sence karıncalar kaç yıl yaşıyordur?" dedi, yüzünde sanki gerçekten o anda tek merak ettiği şey buymuş gibi bir ifadeyle " Ha yani serzenişini duymuyorum, çabucak hazırlan demek istedin sanırım, anladım." dedim,   Aferin dercesine çenemi tuttu birkaç saniye. Bazen nazın dozunu kaçırıyordum belki ama seviyordum onunla didişmeyi. "Hadi hazırım ben gidebiliriz pek sürpizli yere." dedim. Abartılı el hareketiyle önümde eğilip yol verdi bana, gülüştük. Dışarda harika bir hava vardı. "Şimdi şu köşeden simit alırız, yanına da portakal suyu." dedi iştahla. "Peynir de alalım." diye ellerimi çırpttım, "Harika fikir hanımefendi" diyerek pastaneye doğru gitti koşar adım.  Dönerken elindeki poşeti kafa hizasına getirip, gülümsedi, çocuk gibiydi bu sabah. Simitten, çiçekten mutluluk emiyordu adeta. Çenemi tutup hafif kaldırdı ve "Evet bugün size özel bir gezi programı düzenledim güzel kadın, yolculuk süresince şoförü öpebilir, istediğiniz şarkıları son ses açabilir ve sıkıcı filmlerinizin size göre muhteşem anlarını anlatabilirsiniz uzun uzun." dedi ve son cümleyi kurmadan evvel elini çenemden alıp, muzipçe sırıtmaya başladı, biliyordu bozulacağımı. " Bir daha seninle film de izlemem, anlatmam da merak etme."dedim, büzdüğüm dudaklarıma  "şakaydı" öpücü kondurarak, kapımı açtı. Çıktık yola, son ses açtık müziği ve şarkıya eşlik ederek geçtik ağaçlı yollardan, Hala nereye gittiğimizi bilmiyordum, süprizin tadını çıkarmaya karar verdim, cd'den "like a stone" şarkısını buldum, çok seviyorduk bunu. Gözleri parladı. " Bunu aslında bizim grupla da çalmalıyız, çok güzel olmaz mı dersin?" dedi onay bekleyerek. "Olur tabi, senin sesine de çok yakışıyor hem bu şarkı."dedim bir elim ensesindeki saçlarıyla oynarken. "Tabi yaa, söyleyeyim çocuklara ben bunu." dedi. Nereye gidiyoruz sence?" dedi. "Yüreğimizin götürdüğü yere." dedim. "Çabuk in arabadan, kötü espirilerinden vazgeçmeden de gelme" dedi sert bir tonla, derken gülmeye başladık kahkahalarla. "Neyse henüz uyanamadığın için affediyorum, cevap hakkını da kaybettin, merak et" dedi dönüp "hak ettin ama" bakışıyla göz kırparken.  Üç saat kadar gittik, uyudum, uyandım, su içtim, şarkı söyledik, şoförü öptüm ara ara, uyudum derken "  İşte geldiiik" deyişiyle uyandım. Masmavi deniz karşımdaydı ve yeşil dallarıyla hoşgeldin diyen ağaçlar. Arabadan aceleyle inip, denize doğru koştum. " eee keşke mayolarımızı da alsaydık derken ben, bagajdan çıkardığı sırt çantasını işaret etti, boynuna atladım sevinçle. " İşte bunun için uykusuz da kalabilirdim."diye zıpladım olduğum yerde. Küçük bir çocuğu zaptetmek isteyen baba edasıyla elimden tutup, saçımı öptü. Gözlerimi kapattım, sanki açsam rüyam bozulacak gibi titredi kalbim.. Bu hikayemizin işte tam ortası, gün geçtikçe ilk başından ortasına, ortasından sonuna doğru dökülecek parmaklarımdan bu hikaye.. Şimdilik denizin kokusunu içime çekerken duyduğum sonsuz huzuru anlatmış oldum. Gelecek devamı, gün be gün..

Yeni

Alarm çalmadan açtım gözlerimi ( kamera yatağa kuşbakışı bakar ve gittikçe yaklaşır kızın yüzüne) Biraz daha uyuyabilirdim fakat perdeden arsızca göz kırpan güneş uykumu kovdu gözlerimden. ( Tül perdeden sızan ışık saçlarını aydınlatır kızın.) Günlerdir canımı yakan mengene kendiliğinden kalkmış gitmiş ve kibarca, uyandırmadan söndürmüştü içimin yangınını, teşekkür ettim sükunetle.( Kamera kızın gözlerine odaklanmıştır ve son damla yanağından akıp giderken takip eder damlayı) Bahar yaza dönmüştü, ellerimi iki yana açıp gerindikten sonra hızlıca kalkttım yataktan.        ( Kamera beyaz geceliğin altında ivedilikle zıplayan ayak bileklerine odaklanır kızın.) Su ısıtıcının düğmesine basıp, tüm pencereleri açtım, içime doldu doğan güneş.     ( Bu sahnede elleri ön plandadır kızın, kırmızı ojeleri fondaki ışıkla oynaşmaktadır.) Bugün  esaretini tamamlamış olmalı ki kalbim, aceleci bir kuş telaşıyla selamladı bedenimi, öptüm göğsümü parmak uçlarımla. Kabusun izlerini yıkadım yüzümden ve lavanta kokan havluyu içime çektim.  Bugün uykunun koynuna terk etmiştik acılarımızı ve gün başlamıştı yine tüm ahengiyle. ( Kamera dudağının kenarındaki gülümsemeyi çeker kızın ve kahvenin buharıyla buluşur.) Bol sütlü, şekerli kahvemi alıp balkona çıktım ayaklarımı sürüyerek.( Balkondaki sardunyalar ve tahta sandalyeye usulca oturan kızın,geceliği dans etmektedir esintiyle) Bugün "o"gündü, gün bugündü.. Rehavete kapılmadan dışarıya attım kendimi.  Rengarenk bir sabaha yakışır yeşil şalımı doladım boynuma, üstümde en sevdiğim kot elbisem..saçlarımı özgür bıraktım, kırmızı rujumu sürdüm, olmazsa olmaz.( Kızın etrafında dönen kameraya, rujun kırmızısı, şalın yeşili, elbisenin mavisi bulaşır)  Adımlarım sıklaştıkça, telaşın naifliğinde sütliman oldu kalbim, yarına gebe umutlarıma gidiyordum.( Kamera gökte dolaşmaya başlar ve yavaş yavaş kızın peşine takılır, sessiz adımlarla) Yürüdükçe yüzümü yalayıp geçen rüzgarın serinliği yayıldı tüm bedenime, yayıldıkça gülümser oldu dudaklarım.( Kışkırtan kırmızıya inat masum çocuk gülüşü peydah olur kızın yüzüne)İşte o gün bugündü, gün bugündü ve filmin esas kızı rüzgarda uçuşan yeşil şalıyla uzaklaştıkça uzaklaştı karanlığın çıkmaz sokağından, uzaklaştıkça yeşile boyadı geçtiği her yeri, ( Kamera kızın narin adımlarına yetişme telaşı yaşamaksızın takip etti tepeden tırnağa, uçuşan saçları yüzüne değdi yer yer.)  Ekranda "son" yazmadı bu sefer, son değildi zira yeni başlıyordu serüveni..)

22 Nisan 2013 Pazartesi

son

_ Çok mu içtin sen?
_ Bikaç bira işte..
_ Sayabildiklerin mi bunlar ?
_ Rahat bırak beni !
_ Gelsene sen, ağladın mı bak bana ?
_ Hayır.. soğuktan yaşardı gözlerim. Hem sen kendi işine baksana !
_ Saatin de farkında değilsin belli..!
_  Farkındayım ya da değilim !
_  Neyin peşindesin sen? Yoruyorsun beni !
_ Gidiyorum zaten..!
_ Saçmalama, nereye ? Hem de bu saatte.. Biraz abartmıyor musun? Buraya gel !
_  Rahat bırak beni !
_ Ne halin varsa gör !

Onu son görüşümdü bu..  Sevdiğim adamın en uzağıydı  olmak istediğim yer.. Geç bile kalınmıştı bu veda için. Günden güne yıkmıştı tüm kalelerimi ve bunu öyle ustalıkla yapmıştı ki, parmaklarına iplerini doladığı, kalbi onun için atan bir kuklaya dönüşmüştüm fark etmeden Kapıda kolumu çekiştirirken, vahşi bir hayvanın soluk alıp verişinden ibaretti bana öfkesi. Kedi gibi sokulmamış, bu sefer tırnaklarımı çıkartmıştım ona.. Nafile bir çabayla sarılmaya çalıştı , beklenmeyen bir güçle ittim onu, düştü. Beni hayatında ilk kez görüyormuş gibi baktı yüzüme. Kapıyı hızla çarpttım, geceyi böldü  gidişimin gürültüsü. Gözyaşlarım yanaklarımdan göğsüme inerken, koşar adım indim merdivenleri.  Caddeye kadar koştum  soluk soluğa.. Sabaha karşıydı, caddeden bi taksiye bindim. Adam Karadenizli'ydi belli, karekteristik bir burun, meraklı gözler.. Aslı'yı aradım, Cihangir'e gidecektik. Ben arka koltukta sessizce ağlarken, aynadan ara ara bakan şoför, peçete uzattı, mırıltıyla teşekkür ettim. Aslı kapıda uykulu ve şaşkın yüzüme bakıyordu. "Konuşmayalım nolur." dedim, sustuk. İlk bulduğum koltuğa bıraktım kendimi. Elindeki acı kahveyi önüme koyup, karşıma oturdu. "Anlat bakalım." dedi. "Bakmayalım" dedim eğreti bi gülüş asıldı dudağımın kenarına. "Çok komiksin, kelime oyunu yapma, noldu kızım, ne bu halin ?" dedi doğrulup. "Bir şey yok." dedim. " Bi s.ktir git, çocuk mu var senin karşında? Hem bi şey yoksa sabaha karşı, bira kokuları, ağlamış gözler eşliğinde geyik yapmaya mı geldin buraya? Kalk bi duş al, aptala dönmüşsün sen !" diye temiz bir azarladı beni. "Terk ettim onu." dedim ve irkildim, söze dökülmüş hali kaynar su etkisi yarattı bedenimde..  Hışımla kalkıp sigaraya uzandı. " Böyle olacağı belliydi zaten, adam paşa torunu sanki, tüm dizginleri verdin eline tabi, al seni tepti, iyi oldu sana.. yoo laf dinlemezsin sen zaten ! Aşkmış hadi ordan, yerim öyle aşkı be !" Gülümsedim, gülmeye başladım sonra kahkalarla güldüm dakikalarca. Panikle yüzüme baktı, sigarası elinde, külü düştü düşecek.. "Sen iyce delirdin var ya !" diye bağırdı bi anda. Sustum.. Şefkatle  "Noldu peki?" dedi. "Kavga ettik, olacağı buydu haklısın..  Bencil herif işte ! İşine nasıl gelirse öyle, ben artık konu mankeniydim zaten bu ilişkide, paşamız ne derse o !" dedim ve bunları o kadar hızlı söyledim ki, nefesimi düzenleyemedim o an. "Senin yüzünden kızım!" dedi, bu sefer rahat bi edayla yüzüme bakıyordu. "Seni akıllı bi kadın sanırdım ben hep ama yok sen süzme salaksın, hiç ağlama şimdi karşımda" dedi sesinin tonu sertleşmişti.. "Gelmiş bir de mağduru oynuyosun, bana baksana sen bu kaçıncı ha ? anlasana adamın sana zerre saygısı yok, ki sevgisi olduğuna da başından beri emin değilim ya,  ihanetlerine karşı üç maymun hep başarıyla sahnedeydi, affeden aşık kadın, yo aptal kadın demek daha doğru olur" dedi. Suçlu çocuk gibi yere bakıyordum ki telefonun sesine uyandım. Oydu arayan.Kapattım telefonu. Dalgacı bir edayla " Seninki şimdi iki bira içmiştir, birazdan da kapıya dayanır, sen de tıpış tıpış gidersin onunla, amaan aynı hikaye işte." dedi sigarasından nefes çekerken. "Bu sefer gerçekten bitti, dönmem." dedim. Yine o dalgacı ifadeyle kafasını salladı, inanmadı.  Kekeledim:" yo yo gerçekten bitti, ben kararımı verdim, zaten taşınıyorum, işten çıkarıldım bugün. Beyimize sorsan bu bile benim hatam ! Yok ama bu sefer son! " dedim tok bir sesle. Şaşırmıştı : " Bugün mü çıkarttılar? Ha sen o yüzden bakmadın tabi telefonlarıma, naptın gidip içip kendine mi acıdın? Sonra da kavga ettiniz ve tam acıların kadını oldun. Şu saçları gözüne düşürsen  Bergen'in modern taklidi olursun, aferin sana." dedi, güldük. Mutfağa gidip iki bira getirdi, yanıma oturdu, omzumu sarsıp "hey kendine gel be gamlı baykuş" deyip sarıldı bana.  "Seni ararsa burda yokum." tamam mı ? "dedim onay bekleyerek. "Tamam tamam bişi söylemem ama sen de kendine gel biraz." dedi. Kalkıp yüzümü yıkadım, aynada kendime baktım uzun uzun.. Arkamdan "Ne halin varsa gör." diye bağırışı çınladı kulaklarımda.. Bundan sonra öyle yapacaktım, ne halim varsa "gör"ecektim, böyle kör bakmayacaktım hayata. Aynadaki aksime göz kırpıp salona döndüm, kuş gibi hafiflemiş, kendime gelmiştim..

 Fonda 3 doors / here without you çalıyordu.

12 Nisan 2013 Cuma

Çocuk..

  Şimdilerde 30'una adım adım giden bir yetişkin gözüyle sana biraz akıl vermeye, kulağını çekmeye karar verdim çocuk, iyi dinle ! Ben çocukken senin şu müptelası olduğun"fast food" zincirleri henüz istila etmemişti çevremizi, midemizi. Ben ayaklarımın boşlukta sallandığı sandalyelerde oturur, yerdim yemeğimi keyifle. Öyle ambalajı rengarenk, kandırmacalı zehirler değil, doğal şeylerdi üstelik yediklerim. Şimdi sen uzun kuyruklarda bekleşiyor, nasıl imal edildiği meçhul yiyecekleri hızlıca tüketiyorsun, garsonu karnın zil çalarak beklemeden. Kanser saçan plastik, aptal oyuncaklar hediye ediyorlar bir de sana aldığın menü karşılığında, seviniyorsun haliyle . Dondurmacı amcanın türlü şakalarla, torpil yapa yapa külahına doldurduğu çikolata, kaymak yok zira bir makine sunuyor sana dondurmalıktan çıkmış,  donmuş kremayı. Şimdilerde sevdiğin  her şey sadece hevesten ibaret. Ben bayramda alınan bir çift ayakkabıyı eğilip eğilip silerken, sen aldığın hediyeleri de önemsemez oldun. Hiçbir oyuncağın kırılmadı çünkü o kadar çabuk sıkıldın ki, kaybolsa fark etmedin bile yokluğunu. Bense kafası kopan oyuncak bebeğime boncuk boncuk yaşlar döktüm..Sokaklarınızı aldılar elinizden, bu yüzden dizlerin  parçalanmış halde ağlayarak gelmedin eve, keşke gelseydin.  Bilgisayara bakmaktan sulanmazdı beynin, küçük yaşta numaralı gözlüklere mahkum olmazdın en azından. "Önüm arkam sağım solum sobe, saklanmayan ebe" diye çatlak sesinle bağırmadın hiç, bilgisayar oyunlarında düşman vurmakla meşguldün sen. Kardan adam yaparken: soğuk, ellerini yakmadı, o ara
avmlerde yüzünü boyuyordu sevimsiz palyaço taklitleri. Bir kitabın sayfalarında serüvene çıkmadın, türlü animasyonlar, 3 boyutlu filmleri izlerken bilmedin öldü hayal gücün. Sunulanı sevdin, tükettin,  sunulmayanı araştırmayı bırak, merak bile etmedin. Ortamda iki hava atayım diye :"Boş zamanlarımda kitap okurum."culardan biri oldun sen de, boş zaman işi değildir oysa kitap, dopdoludur her anı !Aptallaştırıldın çocuk !  Popüler kültürün burnuna dayadığı her b.ktan şeyi aldın ve yuttun.  Gereksiz bi ton bilgiyle doldu beynin, testten ibaret bir yaşamın a,b,c 'sinde koşturdun yarış atı misali ama kendi fikrin olmadı hiç. "Arkadaşa katılıyorum." sığlığında kaldın öylece..Bir filme delice tutulmadın, anneden izin koparıp gözlerinden uyku aka aka izlemedin o filmleri pazar geceleri. Bir kedinin, köpeğin başını okşayamadın " Pistir, hasta olursun." dendi ama sabah akşam cola içmene ses etmedi annen, üstelik havasız alışveriş merkezlerinde, bilgisayar başında nasıl da sağlıklıydın değil mi !?Yere tebeşirle sek sek çizmedin, saydam misketini güneşe tuttuğunda içindeki renk dalgalanmadı gözünde,günlük tutmadın, yine bilgisayar başındaydın çünkü.  Çocuk olmadan kadın olmaya heveslendirildin, televizyonda gördüğün şablon güzellerden biri olmak için  çocuk yaşta boyadın saçlarını, makyajsız markete gitmez oldun. Delikanlı çağlarında internet kafelerde gün doldurdun  durdun. Sen çocuk olmadın çocuk ! Yakan top havada dönüp yere düşerken bi renk tutmadın. Terli terli su içip hasta olmadın diye sevinme, aldığın radyasyonun seni nasıl hasta edeceğine üzül çocuk ! Çektirdiğin fotoğraflar anı niyetine değil, profil fotoğrafı olsun diye çekildi. "Bak ne kadar eğleniyorum." u kanıtlamak için yaşar oldun, cep telefonunun eline yapıştığını söylememe gerek yok herhalde?  Baktığın her şey anında tüketilen, ulaştıkların anında bıkılan, değerlerin  içi boşaltılan kavramlara dönüştü sen büyüdükçe. Dostluktan bihabersin: harçlığını paylaşmadın hiçbir arkadaşınla, kan kardeş olalım diye gizlice iğne batırmadınız parmaklarınıza. Özgür(!) bireydin, öyle demişti annen, baban "Önce sen, önce sen, hep sen" Sosyal ağında yüzlerce "arkadaş"ın var ama yalnızsın öyle mi çocuk? Şimdilerde sevgilerin de "fast food" misali hızlı ve tatsız. Telefon rehberinde belirli aralıklarla "aşkım" ın numarası değişiyor. Sahi öyle bir şey mi aşk çocuk? Herkes aşkın olabiliyor mu dersin kolayca? Karnında kelebekler uçuşmadı, nefesin kesilmedi, tatlı bir heyecanla uykusuz kalmadın hiç çünkü hızla tüketiyorsun, doyumsuz bir açlıkla aşkı da iç ediyorsun. Sonra da "anlaşamadık" oluyor cevabın. Ne zaman anlamaya/ anlatmaya çalıştın da ortak bir eyleme dönüşüverdi anlaşmazlık bu denli kısa zamanda ? Bir şarkıyı başa sarıp sarıp dinlemedin, içini yakmadı notalar çünkü şarkıların da kalitesiz, ucuz ve uçucu. Yalnızsın, kimsen yok aslında, öğretilmiş beklentilerinle mutluluğa kanat açıyorsun ve sen sana sunulanla bunları göremeyecek kadar toysun. Kızma bana, sen kör ebesin şimdi ve ellerinle havayı döverek arıyorsun mutluluğu, gözlerin kapalı.. Yazık sana be çocuk !

        Biterken "Yeni Türkü_ Başka Türlü Bir Şey" çalıyordu fonda..


Suçun büyüğü sende kadın !

Temeldeki savunu her ne kadar sonuna kadar katıldığım bi konu olsa da "kadına şiddete hayır" gibi söylemleri sevmiyorum. Başka bir türmüşüz gibi izole ediyor, ötekileşmeyeyim derken, atıyor hemcinsini ikinci plana. Tepki çok yerinde ama üslup yersiz. Gerçek tüm çıplaklığıyla karşımıızdadır aslında. Ortaokul kitaplarının klişe tanımlamasından henüz çıkamamış bir toplum olarak (bkz:gelişmekte olan ülke) kadının dolayısıyla insanın değer görmediği çokça olaya tanıklık etmekle kalmıyoruz, kanıksıyoruz artık. Haberlerin en çok iki dakikasını dolduran sivil toplum örgütlerinin kadın hakları uğruna verdiği mücadeleyi, dövülen, işkence gören, öldürülen kadınları izliyoruz boş boş. Kimsenin birbirini dinlemediği açık oturumlarda ele alınıyor kadın, konu sıkıntısı çekildikçe. Kadının, kocası, eski kocası, sevgilisi, eski sevgilisi, abisi, kardeşi "namus" uğruna her türlü yaptırımı, işkenceyi ve hatta ölümü reva görüyor kadına ve toplumun büyük kısmı onaylıyor huşuyla. Henüz bugün izliyoruz 16 yaşında bir genç kızı cafeye gittiği gerekçesiyle babasının bıçakladığını, abisinin de suça ortak olduğunu. Benzer çokça olayın yaşandığı aşikar,tutup son yıllarda ne kadar kadının öldürüldüğünden, şiddet gördüğünden bahsetmeyeceğim, derdim başka. Hani hep yükleniyoruz ya erkeklere, hani onlar ya kadını değersiz kılan, ezen, üzen, öldüren... Suçun büyüğü onların değil aslında: kadın suçlu, kadın erkekten daha suçlu bunları yaşadığı , yaşayana göz yumduğu için ! Nasıl mı? Buyrun..  "Kız kısmısı" diye başlayıp onu yapmaz, bunu etmez diye sıralayacağım onlarca cümle var büyürken duyduğumuz ve bunları hep kadınlardan duyarız. "Erkeğin elinin kiri" "kadının namus lekesi"dir bizim gibi toplumlarda. Yolumuz, rolümüz bellidir. "Yuva" olgusu omuzlarımızdadır henüz oyuncak bebeğimizle oynarken. "Yuvayı dişi kuş yapar." öte yandan "yuvayı yıkar bir kadın" ve baktığınızda kadındır bel kemiği, sözüm ona cennet ayakları altındadır anaların ama babaların birçoğunun ayağı altında ezilir gider o kadınlar, "dayak cenneten çıkmadır" ya nasıl olsa! Peki kadınlar değil midir yetiştiren bu erkekleri? Kadınlar değil midir aslansın, koçsun, yiğitsin diye sırtını sıvazlayan, emrine kul köle, yoluna hizmetçi olan ve o erkeğin bilinçaltına "annem gibi köle" kadın ibaresini kazıyan? Kadın değil midir, kızına :"Kocandır, döver de sever de" diye akıl veren? Yine kadın değil midir, "erkektir yapar, erkektir eder" diye diye kocasının, oğlunun nezdinde tüm erkeklerin her düşüncesini, eylemini meşru kılan? Özetle: kadını sevmez kadın, erkeklere gerek kalmaksızın onlar idam sehpasını iterler. !"Kocasını elinden alan kadına" küfürler savururlar; sanki aciz, iradesiz bir varlıkmış gibi erkek. Dişi köpek kuyruk sallamazsa diye başlayan çirkinlik abidesi cümle kadınların ağzında sakızdır ve erkek nasıl da masumdur, nasıl da savunmasız (!)  Birkaç yıl önce bir ilimizde kadın sığınma evi inşaatını basıp eylem ykadınla çatışır.  "Gelin_kaynana" geçimsizliği dillere destandır gel gelelim "kayınpeder_damat" geçimsizliği kronik bir durum değildir hiçbir toplumda. Bu bile başlı başına kadının kadına nasıl tahammülsüz, hoşgörüsüz olduğunun açık kanıtı ve cevabıdır birçok yanıtsız soruya. Kadın kendine "kadın" diyemez utanır, yakıştıramaz hatta.. Evet, sütten çıkmış ak kaşık değildir erkek ama kusura bakma kadın sen de "kapkara"sın bu yaptıklarınla !!apan, mikrofona tüküre tüküre " kocalarımıza yan bakarlar, yalnız kadınların mahallemizde işi yok." diyenler de kadınlardır. Sokaklar erkeklerindir, kadının işi yoktur akşam ezanından sonra. Gece dışardaysa "aranıyordur" o kadın ve hak eder tacizi de tecavüzü de . Öyle ya ne işi vardır, dizini kırsın otursundur onların aklınca. "Elinin hamuruyla erkek işine karışmaz kadın"  durduğu yeri bilecek ki takdir görecek erkeğinden! Erkeğini elinde tutmak, dışarıya kaçırmamak "kadınlık görevi"dir, adam gittiyse "eksik kadın"dır, onun kabahati yine(!) Bakalım sosyal, ailevi ilişkilere: geçmişten bugüne kadın  kadın kadınla çatışır.  "Gelin_kaynana" geçimsizliği dillere destandır gel gelelim "kayınpeder_damat" geçimsizliği kronik bir durum değildir hiçbir toplumda. Bu bile başlı başına kadının kadına nasıl tahammülsüz, hoşgörüsüz olduğunun açık kanıtı ve cevabıdır birçok yanıtsız soruya. Kadın kendine "kadın" diyemez utanır, yakıştıramaz hatta.. Evet, sütten çıkmış ak kaşık değildir erkek ama kusura bakma kadın sen de "kapkara"sın bu yaptıklarınla !!

30 Mart 2013 Cumartesi

Bırak olsun !



   Kendini dünyanın merkezi sanıyordu. Bir ölçüde yanıldığını söyleyemem zira ben tutmuştum kendisini dev gibi gördüğü aynaları, sıkılmadan, memnuniyetle ve sonra yer yer  hezimete dönüşen bir metanetle.. Büyük bir hırsla kontrolüme bağlılığım ve kaybetmekten delice korkan hallerimden eser kalmamıştı. Özgür bırakmıştım kontrolünü sağlamaya çalıştığım her şeyi, tek tek.. Kafesin kapısını açmış, uçmasını beklemiştim ruhumu mengeneyle sıkıştıran o hissin..  Severdi konuşmayı ve bunu öyle ustalıkla yapardı ki hayran bir kız çocuğu gibi elim ayağım karışırdı kimi zaman karşısında. Dudaklarından dökülecek her cümlenin noktasından virgülüne doğru olduğuna emin vücut diliyle, bunu tartışmaya açık bir fikirmişçesine sunması: oyununa ayrı bir keyif katardı ve ben eğilip teker teker alırdım yerden yok yere ayrı yazdığı kelimelerini, fazladan ünlemlerini toplayıp ellerini birleştirdiği hizaya koyardım usulca.. Rüştünü ispat ettiği anlarda, arkasına yaslanır ve zafer gülüşünü üflerdi yüzüme. Bense yenilgimi görmez, büyük bir tutkuyla bakardım ona, tepeden tırnağa.. Delice bir iştahla dinlerdim onu, sabırsız bir öğrenci açlığında nefesimi tutar, saatlerce yörüngesinde kalırdım öylece. Bana sorduğu soruları bile havada kapar, başlardı uzun uzun anlatmaya, bakakalırdım havada süzülüp dudaklarında kaybolan soru işaretine. O kendini, ben onu özetle ikimiz birden onu seviyorduk ve bunu öyle özenle yapıyorduk ki olası bir bahar nezlesine bile kapılsa , pamuklara sarıyor dünyadan koruyordum onu güçsüz bedenimle, o da tüm kibarlığıyla teşekkür ediyordu gözleriyle. Koşulsuz bir kabullenişle aklımın iplerini teslim etmiştim ellerine ve parmak ucumda yürür olmuştum uykularından nedensiz uyanacak korkusuyla. Bırak ne olacaksa olsun, bırak olsun emrini vermiştim nefsime ve kendim dahil hiçbir etkenin onu benden almaması için tüm tedbirleri aldığımı sanmıştım, ödediğim ilk bedelse kontrolüm olmuştu, peşinen ! Daha az konuştuğu günlerde paniğe kapılır olmuştum, elinde bir kalem saatlerce odaklandığı kitabın satırları arasında kaybolurdu böyle zamanlarda, bense saçlarının alnıyla birleştiği noktadan sessiz noktalarımla süzülür, gözlerinde biraz oyalanır, tam dudağının kenarına indiğimde kalp gümbürtümü duyacak diye, başımı öne eğerdim. Böyle anlarda yutkunmayı unuttuğum bile olurdu. Arada bir ses duymuşçasına irkilip, yüzüme baktığında sakinleşir tekrar kapılırdı satırların dehlizine. Nefesi sigara ve kahve kokardı mütemadiyen ve saçlarımı severken sanki bir ayinmiş gibi hiç konuşmaz, uzun  uzun içine çekerdi kokumu, yolculuğa hazırlanır gibi.. Aramızda görünmez bir sınır çizgisi vardı ve bana öğretmen edasıyla tane tane anlatırdı meramını ve bilirdim  zerre arkada kalmazdı gözü, bilirdi iyi not tutardım çünkü. Davetkar günlerin gecelerinde buluşur, özlemin itirafını yapardık, kollarımız sarılırken birbirimize. Şarabın mayhoşluğunda dalgalanırken varlıklarımız, müziğin sesini biraz daha açardı, parmaklarına kaçamak bir bakış atar, iç geçirirdim, yanağıma küçük bir hediye bırakırdı o da.. Dans ederdik zaman mefhumu olmaksızın, bazen güneş selamlayana dek dünyayı ve uyuyakalırdık sabahın koynunda. Gizli bir anlaşmamız vardı ve plan yapmazdık, unuturduk yarım kalmış cümleleri, üç nokta... Vakitsiz çalardı kapımı, zamansız bir aşkın, emrivaki koşuşturmalarına inat : naif, bir o kadar sakin severdi beni. Ben mi? Tarifleyemiyordum çoğu zaman.Kendime saklıyordum gördüğünden fazlasını, konuşamıyordum bazen ve şikayet etmiyordum bu halimden. Biliyordum ki, elimde tuttuğum bu kitabın bir ayraca ihtiyacı yok, zaten okuyordum sadece okuyor.. Sevdiğim bir filmden sesleniyordu adamın biri: "Her şeyi kontrol etmeyi çalışmaktan vazgeç. Bırak ne olacaksa olsun. Bırak olsun."
       Biterken "Pink Martini_ City of Night" vardı fonda..

29 Mart 2013 Cuma

Burnum düşse eğilip almam !

  Şimdilerde yeni kararlar aldım, şöyle bi silkelenip kendime geldim vallahi de billahi.. Burnum düşse eğilim almam, kediler yesin bana ne ! "Sen bilirsin." , " Fark etmez" lügattan çıktı. "Ben bilirim." demeye karar verdim. Karar verdim lakin karar aşamasında kalacak diye de çok büyük konuşmayayım diyorum ama yazmış oldum bir kere. Olmadı "Ben öyle demek istememiştim esasında." diye felsefik havaya bürünmüş, saçma bi açıklama yapabilirim. Neden olmasın? Siz de öyle yapmıyor musunuz? Hah demem o ki : Burnum düşse eğilim almam!  Hem ne yoracakmışım kendimi, düşen o, yem olan da o olsun kedilere  hiiç uğraşamam ! Böyle  bi yürek burkuntusu, kalp çarpıntısı kadar olamaz ya acısı..  Neyse, kendime hadi diyorum kalabalığa karışayım, dudaklarıma parlak, yapışkan kiraz renginde ruju sürüp, çekiyorum topukluları ayağa. Öyle tıngır mıngır yürüyeyim derken, yer yer dengem bozuluyor, dudaktaki yapışkanı da yiyorum durmandan. Fönlediğim saçlarımı sağa sola atıyorum, pek havalı duruyor diğer hatunlarda ama bende muhtemelen sinek kovalıyormuşum görüntüsü yaratıyordur.Bakıyorum olmayacak böyle, gidip kendime bol sütlü, şekerli bi kahve söylüyorum, bi yandan uzun uzun izliyorum gelen geçen insanları, sıkılıyorum. Sonra kalkıp otobüsün arka koltuğunda uyuyakalıyorum eve gelene kadar.  Uykumu yer yer bölen "gangnam style" telefon melodili insanlara sevgilerimi yollayıp, tekrar dalıyorum.. Şimdilerde  böyle televizyonu açtığımda elim gidiyo pop kanallarına, küvetlerde pür makyaj acı çekerken kadınlar, kaslı kollarıyla "gitmeseydin keşke"diyor er kişiler. Biraz sesini açıyorum hep aynı " yok ben seni sevdim, sen gittin, giderken de fena gittin hani, gitmeyeydin iyiydi, aman iyi de oldu, aslında özlüyorum öyle dediğime bakma." temalı yüzlerce aptal şarkı akıp gidiyor ekrandan. Böyle gözleri kısa kısa bakıyor kameraya terk edilen, "vay efendim hiç
mi sevmedin, yalanmış meğer o sözler, ben sevilmeyecek adam mıyım, böyle kadını bi daha zor bulursun." var alt metinde ki böyle acı sosuna bulanmış şarkıların bi kısmının vur patlasın çal oynasın ritimli oluşundaki ironiye aldırmadan kalkıp iki gerdan da kıvırıyorum, yalan yok hani.. Kimilerinde de böyle kasvetli bi rengi oluyor klibin, adamceğiz boş sokaklarda ağır aksak yürürken nakarattan giriyor vurucu cümleler, bi sigara daha yakıyoruz, zaten yakacağız da işte adamın yalnızlığı, kamera açısı, keman tınısı da bahanesi olmuyor değil hani. Şimdilerde aynı sohbetleri ediyoruz farklı bünyelerle, kat kat sarmalıyoruz gerçekliğimizi, eğiliriz de dekolteden es kaza ruhumuz frikik verir diye bir elimiz hep göğüs hizamızda "eyvallah" dercesine hazır ola geçiyor hafif sallandığında bile bedenlerimiz. Bazen de bizi bize anlatıyor karşıdaki, aman gözlerimiz bi fal taşı gibi açılıyor, bi yandan kınıyoruz. "Böyle insanlar var mı ya, inanmıyorum ne acaiplik vs." diye kendimizi oyundışı bırakmaya çalışıyoruz ve hepimizin içsesi eminim : " Hadi ordan sahtekar!" diye serzenişte bulunurken, yalancı bi kahkaka atıyoruz sesi bastırmak için. Benzer yalanları dilimize dolamış olmak kimi zaman, karşı tarafı dinleme zorunluluğunu kaldırıyor ortadan, güzel de oluyor, o an yoldan geçen adamın aceleyle koşuşuna, kadının telefonla konuşurken eş zamanlı olarak çantasından herhangi bir şey arama mücadelesine, bir çocuğun annesinin elinden kurtulup koşma isteğine odaklanmak bile daha keyifli olabiliyor çünkü.. İyi bir dinleyici değilim evet, bazen çok da konuşurum o da bir gerçek, e dedim ya baştan burnum düşse eğilip almam diye, sana mı nezaket göstereceğim sevgili konuşmacı? Şimdilerde hep aynı cümlelerle seviyoruz(muyuz?) birbirimizi ve "bizim zamanımızda" diye başlıyor söylemlerimiz ve evet yaşlanıyoruz.. Şimdilerde baharın kucağında tatlı bir huzurla uzanıyoruz bir hamakta, bi kelebek gelip konuveriyor burnumuza.. O zaman salt saf bir gülümsemeyle rüyaya dalıyoruz, zihnimizde çok sevdiğimiz şairin dizeleri oynaşırken, aşka dokunuyoruz parmak uçlarımızla, uyanıyoruz sonra.. Şimdilerde yaşıyoruz..  

 An itibariyle fonda "Yeni Türkü_ Maskeli Balo" çalmakta..

İç Savaş

"Uykun varsa gideyim." dedi. Parmak uçlarımla yavaşça yukarı ittim gözkapaklarımı, derin bi nefes aldım: "Görmüyor musun, cin gibiyim, ne uykusu bu saatte?" dedim omzumu şımarıkça silkerek. Sandalyenin kenarına gelişigüzel attığım hırkama uzandı eli, omzumu örttü itinayla." O zaman bi kahve yapayım, yorgunluğumuzu alır hem. "dedi sesine neşe katmaya çalışan bi  tonla. Mutfaktan heyecanla gelip "Çikolata da varmış!" dedi. Yalandan çocuksu bi sevinçle ellerimi çırpttım, göz teması kurmadık.. " Sözüm ona şeker tüketmeyeyim derken sade kahve içip, bu kadar çikolata yemem biraz çelişkili değil mi yahu? "dedim cümle kurayım diye sırf,  "Normal olduğun sanrısına kapıldığımızı kim söyledi?" dedi yüzünde yine o "şaka yapıyorum ama ciddiyim de "bakışıyla.Televizyona odaklandım, sevdiğim grup gelmişti konsere, seslendim içeriye, "Bu herifler de bakma bozdu kendilerini,  üç beş ergen dinleyici kapmak için! " Kafasını kapıdan uzatıp :" Eski kayıtları iyi ama hem hiç çamur atma adamlara, hala biraz çakır keyif olunca başka bir şey dinlemiyorsun." diyor.Kahveden önce kokusu gelip yerleşiyor odaya. Kahvenin yanına birer mentollü sigara yakıyoruz, karışıyor kafein, naneye.. dans ediyorlar uyumla. "Sen yine mi az uyudun?" diyor bu sefer gözlerimi yakalayıp, "Yoo uyuyorum aslında." diyorum kahveden acele bi yudum alırken. "İyi misin?" diyor. "İyiyim." diyorum, inanmıyor.. Aklına dahice bi fikir gelmişçesine parmağını şıklatıp :" Hani şu yeni elemanlar sahne almaya başladı diyordum ya, oraya mı gitsek, açılırız, keyifleniriz."diyor. "Halim yok, kalabalığı çekemem şimdi." diyorum. Dudağını büzüyor, o an beş yaşına gidiyoruz birlikte, sigara paketine uzanıp bi dal daha yakıyor duman duman..Gönlünü almak istercesine "Dizi izleyelim mi?" diyorum , o omzunu silkiyor bu sefer. Israr etmiyorum.Televizyonu kapatıyorum, bilgisayardan Norah Jones klasörüne gelip, hepsini atıyorum listeye.. "Bu kadın da kavga ediyor şarkıyla ama bunu öyle sakin yapıyor ki, senin gibi.." diyor. Susuyorum.. Turn me on çalıyor, susuyoruz. Doğrulup, bağdaş kuruyorum, bi sigara daha yakıyorum. :" Ya senin öve öve bitiremediğin filmlerin? Çok şey anlatıyormuş gibi yapıyorlar, bişi anlamamış olarak jenerikteki isimleri okurken buluyorum kendimi !" diyorum. "Anlamaya çalışmıyorsun ki, gelemiyorsun zora !" diyor koltukta biraz daha yayılıp, bi nefes daha alıyor sigarasından.  Yutkunuyorum, öfkelendiğimi anlamamalı zira o anlarda üstüme gelmekte hiç sakınca görmüyor ve iyi savaşıyor benimle. Rahat görünmeye çalışırken, dudağımın kenarına iliştirdiğim, sinirli, tıslayan bi gülüş savuruyorum havaya. " Ben zora gelemiyorum öyle mi ??" diye çıkışıyorum, ses tonum yükselmiş, tutamıyorum. "Evet" diyor. "Gelemiyorsun hem de hiç! Şu haline bak, kendine acımaktan başka bişi yapmaz oldun son zamanlarda, utanmasan dışarı da pijamayla çıkasaksın, gerçi çıktığın da yok ya. " Dudaklarımı ısırmaya başlıyorum. "Tabi ya dışarı çıkmadık diye huzursuzluk çıkartmasan rahat edemezdin değil mi !" diyorum. Dalga geçer edalarla alkışlıyor beni, yüzünde en sevmediğim ifadesi, çok bilen insan! " Aferin, aferin tam da buydu derdim. Öyle de basitim ya ben, bundan huzursuzum." diyor. Yetmiyor yerinde doğrulup, işaret parmağını abartılı bir şekilde yüzüme doğru sallayıp: " Hırçın bi kediden farkın yok! Ne zaman elimi uzatsam ya tıslayıp, tırnak atıyorsun ya da ısırıyorsun ve sanki baş düşmanınmışım gibi gözlerini kısarak bakıyorsun yüzüme!" Cevap vermiyorum, sakinliğimi korumaya çalışıp, kalkıp mutfağa yürüyorum ayaklarımı sürüyerek, "Terliğini giy."diyor arkamdan," İlaçlarını da alıyor musun almıyor musun belli değil, yemek de yemiyorsun zaten,  bu da bi tür isyan değil mi? Tabi ya acıların kadınısın ya, kendine bakacak değilsin öyle ya." diyor. Hızını alamıyor hala konuşmaya devam ediyor bıdı bıdı.. Dolaptan suyumu alıyorum, makyajımı temizliyorum öyle üstünkörü, saçlarımı tepeden toplayıp yatağıma gidiyorum, daha fazla dinleyecek halde değilim kendimi.. Diğer yarımı öyle bırakıp, gidiyorum ve  salonda kimbilir daha kaç sigara eşliğinde homurdanıp, bana kızıyor gece boyu. İç savaşım içimi bunaltıyor. Yorganı çekiyorum kafama, sakinleşiyorum.. Yastığın altına elimi usulca uzatıp yüzümü uykuya çeviriyorum. Nasılsa sabah aynadan muzipçe gülümseyip, günaydınlaşacak benimle "ben" ve en azından bi süreliğine ilan ettiğimiz bu ateşkesin gölgesinde, hiç savaşmamış gibi saçlarımızı baharın melteminin uçurmasına izin verip, fallar kapatıp,hayaller kurup, ısınacağız birlikte sabahın ayazında ve
uykulardan tembelce uyanacağız sarmaşdolaş..
      Biterken fonda " Led Zeppelin_ Dream on." çalmaktaydı.

15 Kasım 2011 Salı

Film tadında olaydı şu acılar, yaşamaya doymaz idik !


                                                       
                                                                                     

   Elimde değil kıskanıyorum ben o kadınları! Filmlerde gördüğümüz hani şu mağrur ve cilalı acılar yaşayan kadınları.. Mesela biz terk edilince, sevgiliyle sorun yaşayınca, depresyona girince, sol yareden boynuz yiyince alabildiğine dağılıyoruz, kuaförün yolunu, allığın yerini unutuyoruz ya yok anacım bu filmlerdeki hatunlarda yok bu. Biz böyle acılar deryasında kulaç atarkene bildiğin seriyoruz kendimizi arkadaş. Dizleri çıkmış eşofmanlar, dağınık saçlar, bol hırkalar, alınmamış kaşlar ve şiş gözlerle maymun gibi geziyoruz ortalıkta. Oysa bu filmlerdeki ablaların üstte saten gecelik , altta ponponlu hafif topuklu terlikler, efenim kapı çalarsa üste alınır bi sabahlık, saçlar yapılı, elde viski, pembe pembe yanaklarla salınırlar evde, ince sigara yakılır şuh el hareketleriyle. Fonda dingin ya caz ya klasik bi müzik esintisi olur, bizse led zeppelinden İbo’ya hızlı manevralar yapmak suretiyle geçme yeteneğine sahibiz. Abla öyle mi ama? Hülyalı bakışlarında biriken yaşları sessizce döker, ipek mendille de siler bi güzel, Biz de “böhüü böhüü diye salya sümük , ağız açık ağlarız o surat pancara döner. Esas abla çok ağlamaz bizim gibi. Beyaz kedisini kucağına alır, böyle bacak bacak üstüne atınca da hafiften bi sıyrılır etek, eller manikürlü falan filan.. Baksan abla acı çekiyo, o ilk sahnede öptüğü yakışıklı adam yani sevdiceği sarışın bi tazenin kollarındadadır o an amaaa bizim esas abla alabildiğine bakımlı, güzel. Kıskanıyorum yahu delice ! Biz böyle evde pinekleriz paso, sigaralar içilir leş gibi olur oda, Güç bela çıksak da altta yine o rengi soluk eşofman, üste mont giyeriz paçoz paçoz ammaa esas ablam saçlarını tek hareketle ensede topuz yapar, siyah elbisesini giyer, gerdana takar inciyi çıkar dışarı, kamera da peşinden narin bileklerine odaklanır acılı, mağrur kadının. Şimdi tutup aman işte yönetmenin amacı neydi, hangi sinema akımı idi, gerçek ve kurgu arasındaki fark ne idi falan gibi dipsiz kuyu analizlerine girmeye hiç gerek yok. Sonuç şu ki :Film tadında olaydı şu acılar, yaşamaya doymaz idik ! Gel gör ki : “Sen kendine bir içki koy, ben de üstüme hafif bir şeyler alayım.” tadında yaşanmıyo bizim burada işler. “krema bitmiş, üçü bir arada içer misin? üşüdüysen hırka vereyim.” eksenli diyalogların insanıyız, özeti budur. Öyle elde fiski, saten sabahlık falan hoş ama yok durmaz bizim bünyede, altta dizi çıkmış eşofman, üstte tüylenmiş hırka depresyon günleri yaşanır ve biter.. Yine de kıskanıyorum o ablaları yalan yok ! Bitirirken sevgili Bob Abi’mi saygıyla anar şu cümleleri kulaklarınıza küpe niyetine yazmayı borç bilirim hatunceğiz dostlarım : “Gerçek şu ki: herkes seni incitecek. Yapman gereken tek şey acı çekmeye değer birini bulmak.” ( film tadında olaydı iyiydi.)


Şimdilik bu kadar ve fonda “ Norah Jones_ Thinking about you “ çalar

12 Kasım 2011 Cumartesi

Bazı Erkekler_ Volume 1

1_ Bazı erkekler kelime dağarcığını geliştirmez, yorulmayı sevmez ve önüne gelen her kadına benzer kurları yapar, aynı cümleleri, kurar, aynı hitapları kullanırlar. Yerseniz !

2_ Bazı erkekler size sahibinizmiş gibi davranırlar. Baktığınızda kendi hayatına sahip çıkamayan bu bünyelerin bu halleri bi tür varoluş çabasıdır. Siz ondan önce nerde ne yapacağını, ne giyeceğini, nasıl konuşacağını, kimle konuşup, konuşmayacağını bilmeyen varlıklardınız çünkü ve eveet kurtarıcınız(!) geldi artık. “Höyt bu etek ne böyle, o ruj çok koyu değil mi, o çocuğu gözüm tutmadı, sen hala dışarda mısın” ve türevindeki baskılama cümleleriyle hatun kişiyi yörüngeye alan erkek kişinin o yörüngesine giren hemcinslerim kedi canınızı yerler ne diyim.

3_ Bazı erkekler “çok çapkınım heytt ulen uçana kaçana” muhabbeti yaparlar ortam kızışsın diye hiiç oralı olmayın anacım akşam pijama,tv modunda ağzı açık uyuyakalıyo bunların alayı.

4_ Bazı erkekler detaylıca, uzunca düşünüp kafa yormazlar. Bundandır ki onlardan “evet” “hayır” “olabilir.” “belki” tadında cevaplar alırsınız. Öyle bol bağlaçlı cümleler duyamazsınız sıkça. Sarhoşsa kurar o ayrı ama “öpüjeem abijimm” moduna geçilir, komik de olur, eğlence bol.

5_ Bazı erkekler geçmiş ilişkilerde aldıkları yaraları öyle dramatik hale getirirler ki kadın “kıyamam amaa ben sanaa” diye göğsüne yatırır anaç anaç. Adamın hayatında bir milat olacağı sanrısına kapılan kadının yanılgısını anlaması çok uzun sürmez. Erkeklerin birçoğu anlık yaşar.

6_ Bazı erkekler güzel kadın arar, güzel bi kadın bulduğundaysa bu güzelliğin hesabını çatır çatır sorar. Karalar mı sürsün yüzüne hatunceğizler?

7_ Bazı erkekler diğer erkeklere anlatmak için yaşar. Çoğu zaman ortamda namı yürüsün diye yaşamadıklarını anlatan erkeklerden bahsetmiyorum bile.

8_ Bazı erkekler kadını şımartmanın raconu sarsacağından korkar ve kontrolü elinde tutmak adına böyle kasım kasım kasılır, heytt hüytt yakarım, yıkarım, sevdim mi adam gibi severim, ya benimsin ya kara toprağın arabeskine, asabiyetine fazlaca kapılır. İşe yaradığı anlar boldur, ki “masaya vurdu muydu ses getiren erkek” klişesi de burdan doğmuştur gizli bi hayranlık duymak suretiyle.

9_ Bazı erkekler her türlü hakareti kaldırabilirken “erkekliklerine” laf geldiğinde gözü döner, delirir, kızgın boğa misali oraya buraya saldırır ve hatta kan dökerler. Bu toplumun onlara empoze ettiği cinsel kimliğin, karakterlerinden hep birkaç adım önde durduğuna açık bir kanıttır.

10_ Bazı erkekler sanıldığı gibi karmaşık değildir. Düz, basit  mekanizmalarının açılımı: “sebep_sonuç”tan ibarettir. Amaç_sonuç” mu demeliydim?

Şimdilik bu kadar ve fonda “why does it always rain on me” çalar !

Bazı kadınlar_ Volume 1

1_ Bazı kadınlar kendilerini zeki, siz erkekleri de alabildiğine salak sanırlar. Kendilerince, zekalarını küçük kız çocuğu taklidi yaparak kamufle ettiklerini düşünür, naz ve kapris ikilisiyle size her istediklerini yaptırırlar( mı?)

2_Bazı kadınlar kızacağınızı bildikleri bir şeyi sırf kışkırtmak adına yaptıktan sonra “aaa hiiç farkında değilim aşkoom.” tribini yaptıktan ve bu eli kazandıktan sonra içleri rahatlamış bi halde bi de sokulurlar kedi gibi değil mi? Mır mır da mır mır

3_Bazı kadınlar   hayatınızı karıştırıyolar ya haberiniz yok ya da salağa yatıyosunuz. Telefonunuzu karıştırmakla kalmıyorlar bir de an be an takiptesiniz facebook, twitter, vıdır vıdır diğer sosyal ağlarda. Bilseniz ağa düştünüz yazık.. Saçları tepeden toplayıp, ayıcıklı pijamayı totoya geçirdikten hemen sonra laptop açılır ve hatun bağdaş kurar önünde. Tehlike çanları ! “Hımmm Ece fotoğrafını beğenmiş, bu kız kim yeaaa.” “Fotoğrafına da yorum yazıp duruyo şu Nazlı uyuz oldum kıza, baksana hep kızlarla arkadaş pfff.” Şeklindeki yakınmalar ve sinir küpü olma halleri bilseniz haberiniz olmadan nasıl fitil fitil gelecek o burunlarınızdan.

4_Bazı kadınlar siz yanlarında küfür ettiğinizde, geğirme, gaz çıkarma vs. gibi durumlarda. “ayyy iğrençsiinn, kabasıınn ıykkk aşkoomm” deseler de yemeyin abicim. Kendi aralarında senfonnik orkestra kuran kadınlar var ve gün yüzüne çıkmamış küfürleri ilk kadınlardan duydum valla.

5_ Bazı kadınlara kuracağınız cümlelerin çok derin, felsefik manalı olmasına hiç gerek yok. Basit cümleler kursanız da kadın “acaba ne demek istedi” diye diye o cümleden koca bi paragraf yazar.Bazen bu eylemi toplu halde kahve içen kadın grubu yapar amanın aman yazıkk o erkeğin halinee alır bi o duvara çarparlar bi bu duvara.Çoğu zamanda bu hırpalama işleminde yalnızdır hatun. Örnekse: Erkek telefonda “canım yoldan geldim, çok yorgunum. Bi sigara içip uyuycam” demiştir. “Peki aşkoom” diye telefonu kapatan hatun tavşanlı terliklerini sürüye sürüye gider kahve yapar sonra gelir bağdaş kurar laptop başına ki o ara kontrol etcek ya ! Hastalıklı çalışıyo o an program. Sonra başlar beyin fırtınası: “ Yoldan geldi de ölmedi ya, niye yorulmuş bu kadar? Yoksa yoksaaa? Aman tanrım sigara mı içicem dedi o? Aldatıyoo beni şerefsizzz böhüüü.” Ve sonra yakın kız arkadaşı arayıp 3 saat durumu analiz ettikten sonra “ama aşkoom yapmaz öyle şeyler’le, erkektir belli olmaz” arasındaki o ince çizgide uyuyakalır hatun rimelli gözlerle..

6_ Bazı kadınlar etrafa dağıttıkları mavi boncukları sanki kendileri değil de Kızılay dağıtmış havasında, bihaber (!) edalı edalı yürüyüp giderler zavallı platonik er kişilerin hayatından. Hangisi tutarsa diye olta sallamışlardır oysa erler deryasına hey gidin ! ah vah tüh

7_ Bazı kadınlar yalnız kalmaktan korkttukları için işlerini sağlama almadan bi adamı kolay kolay terk etmezler. Müstakbel sevgiliyle flörtöz hallere çoktan girmiştir gelip çat diye terk ediyosa ve siz “len ne güzeldi her şey” hissindeyken hala.

8_ Bazı kadınlar “sana güveniyorum.” derken dişlerinin arasından tiz bi tıslama sesi eşliğinde aslında tehdit savuran bi panterden farksızdır. Açıklaması şudur: “Sana güveniyorum hadi bi hareketini göreyim bak nasıl yolarım adamı” Şüphenin bini bin para !( bu anlarda göz temasından kaçınılmalıdır.)

9_ Bazı kadınlar, yakın kız arkadaşlarının sevgililerini, müstakbel sevgililerini baş düşman olarak görürler ve alttan alttan işleme çalışmaları yaparlar. “ayy kız bu sanki biraz kepçe mi, bikaç yıla dökülür bunun saçları, boyu da kısa mı ne, asosyal gibi, sanki şaşı bakıyo” diye diye uzar bu liste. Her hareketiniz mercek altındadır ! Olur da ayrılırsanız o zamann arkanızdan neler konuşulur neleer.. O zaman cümledeki “gibi” ve “sanki”ler uçaar ve gider. Şöyle ki : “aman zaten kepçeydi, keldi, ezik asosyal, zaten şaşıydı allahın cücesi” şeklinde. Len alın asın adamı bi de camdan atın rahat edin emi !

10_ Bazı kadınlar sizi paranız için seviyor. Pardon paranızı seviyor olacaktı o.

Şimdilik bu kadar ve fonda “ Here comes the rain again.” çalar !

5 Şubat 2011 Cumartesi

Bilimsel(!) Evlilik Sitesi. İşte yüzyılın buluşu budur !




     “ Zengin içeriği, bilimsel alt yapısı ve eşsiz sistemi ile fark yaratan   Evlilikmerkezi.com’un üyelerine sağladığı diğer avantajlar ve sürprizlerden faydalanmak için tüm bekarlar siteye davetli...”

Gün geçmiyor ki bir zırva daha türemesin şu hinternet aleminde. Çöpçatanlık sitelerine diğerlerinden apayrı özellikleri, ayrıcalıkları ve bilimsel altyapısıyla(!) bir yenisi eklendi. Hepimize hayırlı olsun diyerek siteyi sizlere tanıtmayı amaç edindim kendime. Psikiyatrist ve aynı zamanda psikoterapist bir uzmanın engin bilgi ve birikimlerinin, bilimsel yaklaşımlarla yoğrulduğu rehber niteliği taşıyan, sanal ortamda gerekli tüm koşullar sağlanmak suretiyle bilimsel bilimsel evlenebilecekmişiz artık ! “Bilimsel evlilik sitesi”. Peki nasıl olacakmış da bilimsel verilere dayanarak evlenecekmişiz? İşte yüzyılın buluşu : erkek_ kadın çatışmalarını tarihin tozlu raflarına yollayacak dahiyane buluş ! Hiçbir telif hakkı istemeksizin sırf dünya insanlığına ve bilime katkım olsun diye beyan ediyorum efenim. Hayatımızı değiştirecek dünyaya hoş geldik, daveti geri çevirmek olmazdı !! Başlıyoruz öyleyse. İlk adım olarak tarafların kaynama noktaları hesaplanıyormuş ki istatistiklere göre hatun kişiler daha çabuk kaynıyormuş. IQ testleri sonucunda ileri zekalı bir tarafla, hayli geri zekalı diğer taraf çiftleştirilip ortalaması alınacakmış . Evrenin varoluşundan günümüze gelinişi baz alınarak denekler yaşadıkları coğrafya, beslenme kültürü, etnik köken ve yaşam alışkanlıkları çerçevesinde bir dizi teste tabi tutulduktan sonra uygun adaylarla karşılaşma imkanı bulacaklarmış. Tahlil ve tetkikleri inceden inceye yapılacak deneklerin yerçekimine yenik düşme süreleri taraflara bildirilecekmiş ki sonradan itiraz sesleri yükselmesinmiş. Sıkı bir cilde sahip olmak ve sarkmaları engellemek için krem, losyon ve organik duş lifleriyse sitenin hediyesiymiş.
    Kafa tasları ölçülen deneklerin sonradan etnik milliyetçilik kurbanı olmamaları içinse site birbirlerini görmelerini, iletişim kurmalarını engelleyecekmiş. Birer fasulye ve bir miktar pamukla çimlenme deneyi yapacak olan denekler buradan yola çıkarak ilişkilerinde olabilecek muhtemel pürüzleri önceden görüp, temkinli olabilecekmiş. Deneklerin birbirlerine karışması halinde su, süt, çamurlu su, yağlı su gibi madde dağılımının ve özelliklerin her yerde aynı olmadığı heterojen karışımlar mı yoksa her tarafında aynı özelliği gösterebilen tuzlu su, kolonya, sirke ve deniz suyu gibi homojen karışımlar mı olacağı bir dizi deneyle üstelik İsviçreli bilim adamlarının denetimiyle yapılacakmış. Homojen çıkmaları halinde bilimsel yöntemler kullanmak suretiyle keskin sirkenin küpüne zarar vermesi ve kolonyanın uçması engellenecekmiş. Heterojen çıkmaları halindeyse taraflara zaman verilmek suretiyle çamurun dibe çökmesi için sabırla beklenecek, yağın su üstüne çıkıp, üstünlük sağlanması engellenecekmiş.

    Yüksek bir binadan itinayla boşluğa bırakılan bir ton demir ve pamuğun ağırlığı, rüzgarın hızı da hesaplanarak bulunacak, pamuğun temsil ettiği hatun kişiyle, demirin temsil ettiği erkek kişinin anayasal ve sosyal eşitliği böylece kanıtlanacakmış. Tarafların fiziksel özellikleri, çocukken geçirdikleri hastalıklar, ailelerin hastalık hikayeleri ve çıkartılacak gen haritaları verileriyle titiz laboratuvar çalışmalarının neticesinde tarafların eşleşme ve çiftleşmedeki olası sonuçları ve uygunlukları belgelenecekmiş. Karakter analiz testlerinde üç yanlış bir doğruyu götürmediği gibi, karaktersizleri de deşifre edecekmiş bu testler. Son teknolojiyle üretilmiş yalan makineleri sayesinde ihanet riski ortadan kaldırılacakmış. Erkek kişilerin deri altlarına küçük bir operasyonla yerleştirilecek çip sayesinde doğum günü , bakışma günü, tanışma günü, koklaşma günü, kaynaşma günü, uzlaşma günü, gündönümü, aydönümü, yıldönümü, yoldönümü, kıldönümü gibi özel günler hiç unutulmayacakmış. Hatun kişilerin fazlaca ilgi, sevgi, pışpış ve pohpoh talepleriyse mucizevi haplar sayesinde makul düzeye indirilecekmiş.
   Vücut dili uzmanları tepeden inen bir lamba eşliğinde taraflara bilimsel ve zorlayıcı sorular soracak, deneğin yalan söyleme eğilimindeki ruh halinde kullandığı vücut dilini keseceklermiş. Hatun kişilerin beyninin “sorgulayan” erkek kişilerin “umursamayan” kısımları cerrahi müdahaleyle alınıp denge sağlanacakmış. Ücretsiz üyelik imkanı sağlayan site, üç ay içerisinde asil üye unvanını alan başarılı deneklere küçük Einstein heykelciklerinin iconlarını postalayacakmış. Bu pek muhteşem site sayesinde boşanma oranları çok azalacak, mutlu ve bilimsel evlilik müessesi kutsallığına bilimsel bir saygınlık katacakmış . Eee daha ne olsunmuş? Bilimsel mutluluğun adresi tam da bu siteymiş, İyi ki varmış, mış ,mış ,mış..“Uygarlığımızın geleceği bilimsel düşünme alışkanlığımızın gitgide yayılmasına ve derinleşmesine bağlıdır.” John Dewey " cümlesini kopyala_ yapıştır diyerekten sitenin en başına yaldızlı yaldızlı yazsalar ne de şık dururmuş , hadi şıklığı da kenara bırakalımmış, nasıl da bilim bilim kokarmış o site , Bilimsel evlilikçilerin, vücudunun büyük bir kısmı suyla kaplı olan insan kişilerin dolunayla olan psikolojik bağları ve suç eğilimleriyle, aynı dönemde okyanusların gel_git hadisesi arasında bağ kurmasını nasıl da cani gönülden dilermişim, hem bilimsel bir saptama, pek sulu olsa da.. Saçmalığın sınırını zorlamak bir emek sarfiyatı mıdır yoksa boşlukta asalakça gezinmenin kanıtlı hali midir? Yoruma açık..

Rahat uyu Defne Joy, bu ülkede ne kadar imkansız olsa da !

  Ne kadar çok söyleyecek sözünüz varmış arkadaş ! Ağzınızdan köpükler saça saça, pis kokular sala sala mahkemenizi kurdunuz, hepiniz avukat, hepiniz hakim oldunuz, alın yerden yere vurun henüz bedeni soğumamış genç bir insanı..  "cık cık ne işi varmış gecenin vakti orda, tüüüü ne de rezilmiş, bebeği de varmış hiç yakışmış mıymış ah ah vah vah, içki de içmişş vaaaay anam babam"  "su testisi su yolunda kırılırmış" bak sen bak işe !    Aman aman nasıl namuslu kesildiniz nasıl da mağrur birer kulusunuz tanrının ! Hani vardır ya gelenekte, örf adette ölünün arkasından konuşulmazdı ya yook doyacak gibi değilsiniz Defne'yi mezarından çıkarıp bir de assanız rahat eder, tatmin olur musunuz ki acaba ahlak timsali yurdum kadın ve erkekleri ?
     Aydın geçinen lümpen, popüler kültür şakşakçısı, şimdinin namus bekçisi Hıncal Uluç : yahuu sen o kıh kıh gülmelerinle, kızın yaşındaki çocukları yatağına atıp sonra ünlü edişinle, birtakım medya patronlarının sırtını sıvazlamasıyla sözüm ona bilirkişi ilan edilmiş bi adamsın ötesi de yok ki, Aydınsın (!) ya hani, bu nasıl bir ötekileştirme, bu nasıl bir cinsiyet ayrımcılığı?  Olayın iki kahramanı var: bir kadın, bir erkek.. Erkek kişi "kerata" kadın kişi "kevaşe" . Böyledir değil mi zaten?Uluç'un hadiseye yaklaşımı zihninin nasıl işlediğini nasıl da güzel yansıtmış."Vayyy koççum benim beaaa kerata seniii, aslan bu aslan, bak abisi sen kadını götür evinee valla kerata, gel bakim amcana geel" amaa diğer taraftan bir kadın "bekar evi"nde bir kadın !! amanın daşlar yağacak başımıza !Şimdi Uluç empati yeteneği çok gelişmiş, analiz yeteneği de süper bi abimiz ya , işte Defne'nin eşinin yerinde olmak istemezmiş ya, acaba kızın yaşındakilerin babasının yerinde olmayı düşünmüş mü hiç ? hani duyarlılık,ahlak akıyor ya eteklerinden o bağlamda yani!
 Diğer taraftan da Akit yazarı Serdar Arseven bir diğer namus bekçisi, büyük müslüman .. gözü dönmüş halde nefes nefese bi yazı döktürmüş. Defne'yi yerin dibine sokup sokup çıkarttıktan sonraa gelmiiş asıl kuyruk acısının noktasınaa  ve demiş ki :
"Evinde öldüğü oğlanla o gece tanışmışlar...Ve ilk geceden "oğlan evine" gitmişler!..Türkiye laiktir laik kalacaaaaaaaaaaak!"  Haydaaa !  Şimdi ahlaksızlığın  temeli laiklik ya hanii, yine bir Akit gazetesi yazarı çocuk tacizcisi Üzmez laik miydi de, çoluğa çocuğa salyasını akıta akıta arzular besledi Sayın Arseven? Peki bilmiyor muyuz  kendine müslüman diyen hocalarınızın gencecik kızların  "kedi canlarını" yemek için can attıklarını? Bu adam laik mi? Hayır !!  Neymiş yani? Vicdan, ahlak gibi kavramlar belli grupların, siyasetin falan kontrolünde değilmiş. Yaşanan acı olayı laikliğe, çağdaşlığa mal edip,  reyting toplama çabasına giren , diğer taraftan yazısında "kahrolsun reyting, kahrolsun popüler kültür" diye haykıran Arseven'in nedir bu  yaman çelişkisi?  
   Bitmemişş,  yetmemişş bir dee caanııı başbakanına da tüm kalbiyle katılmış şu cümleleriyle :"Kahrolsun tıksırıncaya kadar içenler değil de..."Tıksırıncaya kadar içmeyi" tavsiye edenler! “Gelelim Sayın(!) Arseven'in çağdaşlığa da, laikliğe de, dolaylı olarak Atatürk'e de hakaret ettiği, burun deliklerinin açılıp, açılıp kapandığı, yazdığı esnada ağzının kuruduğu satırlara:Kahrolsun laikliğin böylesi!..Ve kahrolsun çağdaşlığın!..Yazıyı 10'ncu yıl marşı ile bitireyim mi!..Evvvetttt!..Aynen öyle...Çıktık açık alınla!.."  10.yıl marşıyla da yazısını bitirip, sağlam laf koyduğunu sanan, düşünmekten aciz şahıs  nasıl sancılar çekmiş yazarken, içinin pisliği nasıl kaleme vurmuş ve o kendini  aydın, entelektüel sanan Uluç'la aralarında nasıl da zerre kadar fark yokmuş ! Gencecik bi insan öldü. Birtakım temiz, hatasız kullar kılıç kuşandınız. Kustunuz, arındınız, oh ne de güzel rahatladınız.. Ne kadar namuslu, ne kadar da AK paksınız! Şimdi ağzınızı göğe doğru açın, sivri dişlerinizi parlata parlata bekleyinn bakalım sırada hangi kurban var ağzınıza düşecek ve çiğneyip çiğneyip tüküreceksiniz, ve ne yazık ki bazılarının gözünde  yine siz "namuslu adam" olacaksınız !!
Rahat uyu Defne Joy..
...

19 Ekim 2010 Salı

Muhabbet doyulmaz bir pınar imiş.


  

   Film  izlemeyi herkes sever. (bodozlama !) Herkeslerin bi kahramanı olur filmde. Olmuştur, olacaktır da. Ne ilkiz, ne son olacağız bu hususta.

( Pek severim bu içi boş, felsefik kılığa sokulmaya çalışan cümleyi.. "Ne ilkiz, ne de son olacağız ."pehh peh peh. ) Hah demem o ki, herkeslerin bi rol modeli, kahramanı vardır filmde, ki sektörde bundan götürür zaten parayı. Hatun kişiler ancelina dudaklı, ketrin zeta cons popolu, culya rabırts ağızlı olmak isterler. Olmak istedikleri kadın değişir tabi sürekli. O dönem hangisi tavşan gibi ardarda film doğuruyorsa artık.. Kader, kısmet bu işler.

 Diğer taraftan er kişilerce içten içe kıskanılan yumurta bired, üvey çocuk ilan edilmişken van dam olsun, rambo olsun işte ceki çen olsun erkekin gücünü, rüştünü beyaz perdeden dünyaya kanıtladıkça, izleyici koltuğundaki er kişiler göğüslerini öne çıkartmak ,göbeklerini içeri çekmek suretiyle "böbür, böbür" sesleri eşliğinde izlerler filmi pür ve dikkat işbirliğiyle.. Başı, sonu, konusu çoğunlukla aynı,, ters düz edilip tekrar çekilen holuvud mantıklı filmler bilinçaltlarımızda taslağı belli senaryolar kaydettikçe şöyle sıkıntılar çıkıveriyor ortaya: Adamın teki bağımsız, sanatsal, minimalist, Avrupa, Uzakdoğu yapımı bi film izlerken ( Es kaza, kız arkadaş baskısı) " Leynn ne sıkıcı film hani düşen uçak yok, kaçan hırkız yok, ekşın yok baba yaa." diye isyan ederken diğer taraftan diğer adamın teki de " O çekik gözlü adamların filmi ne sıkıcı la, gonuşmuyolar hiç, kapatın "zor ölüm"ü açalım bıdı bıdı" diye isyan bayrağını çekerler.

    Şimdi burdan" Holuvud filmlerinin hepsi boktandır, seven adam da malın tekidir." sonucu çıkmasın. Yalnız şu gerçeği yadsımamak gerek ki ticari kaygının ön planda tutulduğu, büyük bütçeli, içi boş filmler bolcadır holuvudda. Zenci soslu, beyaz kahramanlı,kadın butlu, polisiyeli, şaibeli, yamalı  aşk hikayeleri daha uzunca bi süre gişe yapacak o da ayrı bir realite. Neyse de efenim güdümlü beyinlerimiz ve zevklerimizle mutluysak sorun yok zira çemberin dışına taşınca pek eğlenceli olmuyor mevzu. Lafı gelmişken sanat (!)şakşakçılarını da seviyor değilim.  Senaryosu berbat, oyunculukları beş para etmeyen bi bağımsız yapım, yönetmeni de zamanın solcusu şimdinin lümpeni falan.. Mesela böyle bir filme sanatsevici, pipolu, ressam şapkalı amcalar ve menapozun eşiğindeki kısa kızıl saçlı, sigara tiryakisi teyzeler :" Şaheser" yorumu yaparlar. Hadi ordan !  Ya da 25 dk bir adamın arkasından tin tin giden kamera için " öhömm üstadım yönetmen burda karakterin içdünyasındaki karmaşayı ve yalnızlığını pek güzel betimlemiş, mır mır mır mmm" Yok arkadaş yahu, 25 dk adamın kıçını izledik burda ! Kıç da kıç olsa hani, çöp torbası gibi görüntü.. Amanın çok dağıttım, parçaladım ya ben konuyu. Diyorum ki efenim özetle: sunulan popüler kültür kapsüllerini yutar, üstüne de su içersek mutluyuz da işte düşününce, ucundan hadsizce eleştiri yapınca cevabını alamayacağımız sorular sormuş oluyoruz ve hatta bir tanesini şimdi huzurlarınızda internet boşluğuna bırakmak üzereyim..


Beyaz gömleğin kerameti nedir?

 Muhabbet bağından çıkan hatun oyuncunun değişmeyen modası : beyaz gömlek. Al sana değişmeyen, gelişmeyen holuvud klişesi. Filmin başından beri bir şekilde aşk yaşacaklarını adımız gibi bildiğimiz beybi feys abiyle, hoş sedalı apla işi pişirirler böyle filmin ortalarında ya da sonuna doğru.  İyidir, hoştur. İşte ateşle barut yanyana durmamıştır, Eee gençlerin de kanı kaynamıştır bi oynaşma, kaynaşma vuku bulmuştur. Akabinde gece bitmiş, sabah olmuştur. Kahvaltı için ekmek kızartan, golden köpeğin gıdısını gıdısnı seven, bir kolunu kapının eşiğine dayayıp yandan yandan er kişiye cilvelenen hatunun üstünde hep tek tip bi kıyafet vardır. Kadınlar, roller değişir. Değişmeyen tek bir şey vardır: Beyaz gömlek: er kişinin beyaz gömleği ! Uzun kollu, kolalı, kırışıksız beyaz gömlekle er kişinin arkasından gizlice gelip gözlerini kapatan hatunu gıdıklar erkek, Böyle evin içinde koşuşmalar, kaçışmalar sonra hopppaa muhabbet bağına tekrar. Tam da bu noktada bir sorum daha olacak benim. Buyrun efenim:

O beyaz gömlek hiç mi kırışmaz?

  Anladık Holuvutça seviyosunuz sabah sabah beyaz gömlekli gadın fantezisi. Peki hiç mi kırışmaz bu gömlek? Hani onlar muhabbet bağına girmeye ramak kala abla çözer düğmeleri de yere atılır gömlek? Kalkıp da askıya asan olmadığına göre, sabahın köründe  apla ütü yapmayacağına göre zannediyorum “dertsiz masa örtüsü” kumaşından imal ediliyor olmalı özel beyaz gömlekler. Sanat işi emek işi ne de olsa ! Son bir sorum daha olacak hakim bey…

   Beyaz gömleği olmayan adamın hali nicedir?

  Hayat sadece ev yapımı baklavalarıyla arz_ı endam eden esas oğlana, beyaz gömleğinden ak gerdanı can yakan esas kadına mı güzelmiş ? Yani şimdi bu holuvud filminde muhabbet bağına girmenin üniforması mı varmış? Demek ki neymiş efenim? Holuvud sahnesinde kamera “ekşın” dediği vakit üstünüzde beyaz gömlek yok ise unutun o ancelina dudaklı, meg rayn bukleli, ketrın zeta cons popolu, cenıfır Lopez kokulu gadınları..Şunu bilin ki: Anacığının elcağızlarıyla, gözünün nurunu döke döke ördüğü süveterle çekiciliği kaybolmaktadır genç adamların. Bisiklet yaka, kırmızı tişörtlü, gözlüklü adama selam vermez o gadınlar. Üstünde “New York” yazan kapşonlu tişörtlü ergen kılıklı adamlardan bahsetmiyorum bile. İşin sırrı “beyaz gömlek” te.  Aklınıza yazın bunu yurdum erkekleri, yarın bugün o taraflara yolunuz düşerse kolalı üç, beş beyaz gömlek tıkıştırın bavula. Hayallerde kalmasın film gibi aşklar, o güzelim  gadınlar.  Neyse bitti bu yazı.. Laf aramızda arada bir “ay si det pipıl” lan..

Şimdilik bu kadar ve fonda " Frank Sinatra_ come fly with me " çalar !

25 Eylül 2010 Cumartesi

Biz üç kişiydik: yoğurt, ben, süzme

Dün bi hevesle taktım çantamı koluma pazarın yolunu tuttum karıştım kalabalığın arasına. Çocuğunu, eltisini, yengesini kapan gelmiş pazar meydanına. Ellerinde büyük büyük cüzdanlar kıyasıya pazarlık hali. Bi yandan fonda şöyle bağrış çağrışlar duyulmakta ki pek keyifli, pek yaratıcı: "Gel abla böyle fiyata yok böyle fiyakalı çanta!!" " 2 liraya penye abla geel, giymezsen yer bezi yap." Kalabalıkta birbirini iten kadınların arasına sıkışıp tezgaha bakmaya yelteniyorum ama ne mümkün! İttikçe itiyorlar. Üstüne bi de kavrulmuş soğan,ter kokusu da uzaklaştırıcı silah misali burnuma hücumda. Yılmıyorum.Elimi şansa uzatıp bişi çekmeye çalışıyorum aradan hani giymezsem yer bezi yaparım hesabı. Hemen yanıbaşımdaki şişman teyze çekip alıyor elimden. Pazar maceramı bu yenilgiyle bitirecek değilim ya ilerliyorum.Böyle köy yumurtasıdır efenim yağdır, yoğurttur satan abinin önünde duruveriyorum. Mis gibi süzme yoğurdu tattıktan sonra hemen alıyorum tabi. Kahvaltıda ekmeğin üstüne sürer sürer yerim napimm penyeyi diye avutuyorum kendimi.
Öyle sağa sola amaçsız bakındıktan ve ikizlere takkeci abiyle koyu bi sohbetten sonra alıp başımı gidiyorum eve. İlk iş aldığım süzme yoğurdumu bi kaba yerleştirmek. Hani küçük şeylerden mutlu olma felsefesi var ya ben sanırım çok abarttım bu mevzuyu. Arkadaşım gelirgelmez çocuklar gibi şen edalarla dolabı açıp süzme yoğurdumdan tatsın diye yoğurt kabını tam göz hizasında mucizevi bi icat gösterecekmişçesine "da da da taam" diye açıyorum. Sulanmış! Süzme yoğurdum bildiğin cacık olmuş. Eee bozuluyorum haliyle. Kapatıyorum kapağı bi hüzünle.
Gece vakti acıkıyoruz ( sonu ne olacak bu işin ?!) Tepsiye dizdiğim peynir, zeytin ve salam kardeşlerin yanına yoğurdumu da koyuyorum. Yahu karıştırıyorum sallıyorum, suyunu gidip döküyorum yok arkadaş, bildiğin cacık olmuş süzme yoğrudum!! Ekmeğe sürmeye çalışıyorum dökülüp saçılıyo falan. Sinirlerim hayli geriliyor haliyle. Söylene söylene geziyorum evde" yok ben o adamı gidip bulurum ama böyle süzme yoğurt mu olur yaa! "diye. O moral bozukluğuyla abimin yeni aldığı büyücek monitöründeki film keyfi teklifini kabul etsem de uykuya yenik düşüyorum oracıkta. "Yok yook erkek milletine güvenende kabahat! bak yoğurtçusu bile kandırdı uleyn beni" fikrinin musallat olduğu rüyalar bile görmüşümdür de hatırlamıyorum. Abimin alnıma parnağını vura vura "uyudun mu dodi" sorularıyla yeşil hatunun uyanmasıyla yatağımıza gidiyoruz ki hala içimde bi hınç bi sinir..
Öylece uyuyorum, öylece uyanıyorum..Günaydın çiçek, böcek, evren falan filan derken kafama balyoz iniyor! Süzme yoğurt ! Çoktan ayran olmuştur kılıksız! Kahvaltı sofrasına koyuyorum kendisini. Kapağını açıyorum isteksizce. O bana bakıyor ben ona.. Onu ilk gördüğüm anı hatırlıyorum. Bembeyaz bir tereyağı gibi.. susuz.. mağrur ve gururluydu o an. Sonra noldu ? Baktı artık birbirimize aitiz, saldı suyu, önce caccık oldu sonra ayran. Bu kadar kolay oldu işte ! Daha ne uğraşacaktı kendini sevdirmeye !Bu hazin aşk hikayesine üçüncü bir el karıştığını nerden bilirdik ah ah eyvah ki ne eyvah ! Her şey yanlış anlamamdan ibaretmiş. Oysa sadıkmış aşkımıza süzme, tüm süzmelik bendeymiş ah ah ! Sır perdesi babamın "yoğurdun masada ne işi var?" temalı sorusuyla aralandı.( kimseler yoğurt yemez kahvaltıda) Buğulu gözlerimle babama dönüp "dün aldım ya hani, süzme yoğurt, sulandı ama.." diyorum suçlu suçlu. Gülüyor babam. Buzdolabını açıp aynı saklama kabının bir küçük boyunu göz hizamda tutup, gelip masaya koyuyor. Süzme yoğurdum ! Sulanmamış, tam ekmeğe sürmelik ah nasıl gururlu ve beyaz. Nasıl haksızlık ettim ona, nasıl da sululukla itham ettim onu ! Annem ve yeşil hatun ekmeklerine iştahla sürerken süzmeyi " kekik de pek yakışır buna, kırmızı biber, baharat" diyorlardı bir ağızdan. Ses gitgide uzaklaştı. İç sesimi duyuyordum sadece: Asıl süzme ben miydim ne? :)

12 Eylül 2010 Pazar

Durup dururken

Eylülün tüm dinginliği işlemişken iliklerime ve dolanıp dururken zihnimde bu şiir uzun süredir yazmadığımı fark ettim "durup dururken" O zaman tekrar merhaba !


Durup dururken icimde bir şeyler kopup tikiyor bogazimi,
Durup dururken sicrayip kalkiyorum yarida birakip yazimi,
Durup dururken ruya goruyorum bir otelde, holde, ayakta,
Durup dururken carpiyor alnima kaldirimdaki agac,
Durup dururken bir kurt uluyor aya karşi bahtsiz , ofkeli , ac,
Durup dururken yildizlar inip sallaniyor bir bahcede,
salincakta,
Durup dururken mezardaki halim geciyor aklimdan,
Durup dururken kafamda bir guneşli duman,
Durup dururken hic bitmeyecekmiş gibi baglaniyorum
başladigim gune,
ve her seferinde sen cikiyorsun suyun yuzune...
Nazım Hikmet Ran

... REM_ Everybody hurts dinlenmeli..